|
Ramazan ve oruç
denilince
çocukluğuma dair
ilk aklıma
gelenler, İftar
sofraları,
geceleri teneke
(evet teneke)
çalarak sahura
kaldıran
tenekeci ve
tabiî ki teravih
namazı. Üç aylar
girer girmez
baslardı oruç
tutma heyecanı.
"Bu sene hepsini
tutacağım"
diyerek
hazırlanırdık.
Ancak annem
sahura
kaldırmazda
Sabah kalkınca
öğleye kadar
oruç tutmaya
çalışır, sonra
açlığa ve
susuzluğa
dayanamaz orucu
bozardık.
Annem, "siz
tekke orucu
tutun" derdi.
Öğünden öğüne
oruç tutmak için
dermiş bunu,
sonradan
öğrendim. Yedi
ve sekiz yasında
oruç tutmama
izin vermediler,
Bir veya iki gün
gizliden tuttum.
Dokuz yaşımda
beş altı gün
tuttum. Daha
Ramazan'ın
başıydı ve bütün
ayı oruçlu
geçireceğim diye
sevinirken,
annem yine
sahura kaldırmaz
oldu. İki gün
sahura kalkmadan
orucumu tuttum.
Hiç de
zorlanmamıştım.
Gerçi iftar
yaklaşınca bir
halsizlik
çöküyordu ancak
sabrediyordum.
Üçüncü gün ise
sahursuz oruç
tutmakla
birlikte bütün
gün koşturdum.
Önceki günlerden
aldığım
cesaretle "bir
şey olmaz"
diyordum. Fakat
ikindiden sonra
üzerime bir
halsizlik çöktü.
O akşam
amcamlara
davetliydik, ben
erkenden gittim,
odalardan
birinde
uyuyakalmışım.
Uyandırdıklarında
akşam ezanı
okunuyordu.
Ondan sonraki
günlerde annemle
anlaştık haftada
bir sahura
kaldırdı.
|