AK TAKLAMBAÇ

Fatma Rana Çerçi


Yuvarlak kafalı, küçük gözlü, paçalı pirinç dıkdık; pervazı saran örümcek ağlarına yakalanan sivrisineklere dadanmıştı. Kalın ve geniş gagasını cama vurdu; tık tık.

 

Uyanıktı. Kolları dirsek hizasına kadar yastığın altındaydı. Parmaklarını birbirine geçirmiş, başını yükseltmişti. Nefesi yarımdı. Göğüs kafesi yeterince genişleyemiyor, hava açlığım bir türlü gideremiyordu. Gözlerini açıp kapattıkça yastığa değen kirpiklerinin çıkardığı sesi dinliyor, bir taraftan da göz ucuyla beton böceklerinin pencere kenarına açtığı delikleri sayıyordu.

 

Seksen dokuz, doksan, doksan bir, doksan iki, doksan üç

Tık, tık tık. tık tık tık

İç sesi sustu

Sıçradı

Çalacağı anı beklemekten sabrı tükenmiş bir saatin zembereği gibiydi artık. Boşalıverdi.

 

güvercin penceremin sabahı hoş geldin gaganda bir damla su göz kırp kanat çırp nereye baksam aynı gökmavisi gecesine uyumadan gündüzüne uyandığım günlerin sürgünüyüm adımlarımı yoluna atmam imkansızdı bağışla odama güneş sızdı azatlık isteyemem esaretim aşkadır başka bir şey sorma ki cevapsız kalmayasın yasındayım hala gelmeden gidicinin yorma güçsüzüm yuvanı haylaz çocuklara mı terk ettin titrek sesime benzer göğsün

 

 

| Devamı Yedi İklim Dergisi'nde |

« Geri

 


Bu Site Yedi İklim Dergisi Tarafından Hazırlanmıştır