|
Yuvarlak kafalı,
küçük gözlü,
paçalı pirinç
dıkdık; pervazı
saran örümcek
ağlarına
yakalanan
sivrisineklere
dadanmıştı.
Kalın ve geniş
gagasını cama
vurdu; tık tık.
Uyanıktı.
Kolları dirsek
hizasına kadar
yastığın
altındaydı.
Parmaklarını
birbirine
geçirmiş, başını
yükseltmişti.
Nefesi yarımdı.
Göğüs kafesi
yeterince
genişleyemiyor,
hava açlığım bir
türlü
gideremiyordu.
Gözlerini açıp
kapattıkça
yastığa değen
kirpiklerinin
çıkardığı sesi
dinliyor, bir
taraftan da göz
ucuyla beton
böceklerinin
pencere kenarına
açtığı delikleri
sayıyordu.
Seksen dokuz,
doksan, doksan
bir, doksan iki,
doksan üç
Tık, tık tık.
tık tık tık
İç sesi sustu
Sıçradı
Çalacağı anı
beklemekten
sabrı tükenmiş
bir saatin
zembereği
gibiydi artık.
Boşalıverdi.
güvercin
penceremin
sabahı hoş
geldin gaganda
bir damla su göz
kırp kanat çırp
nereye baksam
aynı gökmavisi
gecesine
uyumadan
gündüzüne
uyandığım
günlerin
sürgünüyüm
adımlarımı
yoluna atmam
imkansızdı
bağışla odama
güneş sızdı
azatlık
isteyemem
esaretim aşkadır
başka bir şey
sorma ki
cevapsız
kalmayasın
yasındayım hala
gelmeden
gidicinin yorma
güçsüzüm yuvanı
haylaz çocuklara
mı terk ettin
titrek sesime
benzer göğsün
| Devamı Yedi İklim
Dergisi'nde |
« Geri
|